Fransa günlüğü Haziran

11 Haziran 2012

Julien kahve hazır mı? Kahve üstüne kahve içtikten sonra zor da olsa Crolles doğru yol alıyoruz. Bu gün ki hedefim Petzl köyünü gezmek… Justine bana Petzl köyünde birçok bölümün ziyaretçilere kapalı olduğunu söylüyor ama benim sevenim çok olduğu için şanslıyım… Marie Guiguet ile buluşup köyün her yerini gezmeye çıkıyoruz. O kadar büyük ki, o yüzden burayı Petzl Köyü olarak adlandırıyorlar. Burası haricinde otuz kilometre uzaklıkta iki yer daha var ama ben burayı yaklaşık yarım günde gezdiğim için diğer fabrikaları sonraya bırakıyorum. Köyde ofislerin olduğu bina, restoran, fabrika, depo, imalathane ve bir süre yerleşim var… Köy değil şehir gibi… Bilseydim yürüyüş ayakkabılarımı giyerdim… Ya Marie bir yerlerde mola mı versek? Her yeri görmek ve Marie ile beraber vakit geçirebilmek için motivasyonum çok yüksek olduğundan durmadan yola devam ediyoruz. Ofiste çalışan birçok insanı tanıdığımdan herkesle en az beş dakika konuşup, çalışılan bölümleri ziyaret ediyoruz. Ofis ofis dolaştıktan sonra sonunda büyük patronun odasına ulaşıp görünmeden kaçmaya çalışıyorum ama yakalandım…

-Mümin ne yapıyorsun?

Şey valla bir şey almadım, bakıyorum sadece…

Şaka bir kenara Alex toplantı’ya ara verip benimle sohbete başlıyor.

-Seni tekrar görmek ne güzel… Ne yapıyorsun, nasılsın?

-Şey, ben rahatsız etmiyorum değil mi? Toplantıyı bölmedim umarım…

-Beklesinler…

Gülüyoruz…

-Nereleri gezdin? Bak mutlaka şuraya git, oradan şu bölüme geç. Benim arıyorum hemen her yeri gez…

-Kem küm… Ben kimseyi rahatsız etmeyim, sorun olmak istemem…

-Sen Türkiye’den kalk gel, buraları görmeden gitmek olmaz!

Dakikalarca benle konuştuktan sonra zorla da olsa Alex’i toplantıya geri göndererek Marie yolculuğa kaldığımız yerden devam ediyoruz ama Marie şoka girdi…

-Ya Alex seni sevmiş anlaşılan, herkes onu görmek için bekliyor ama senle dakikalarca konuştu… Enteresan…

Sen onu birde bana sor, bir tarafımdan terler akarak yaptığım konuşmayı ezile büzüle kırk kere özür dileyerek geçirdim. Alex ile Kerlouan’da geçirdiğim güzel vakit yüzünden iyi bir arkadaşlığımız oldu ama ben nereden bilebilirim ki, adam büyük patronmuş, haberim yok! Kimse söylemedi…

Yazının daha önceki kısımlarında açıkladığım gibi çalışanlar gerçekten çok mütevazı ve içten davranışlara sahipler. Hoş insanlarla vakit geçirmek güzel…

-Mümin gel bak şurada test odası var.

Vay vay demek her şey burada test ediliyor. Ya bir şey soracağım? Şu duvardaki ne?

Herkes gülüyor…

-Hım, o mu gri gri… Aslında bir parçası…

Anlıyorum ki test anında gri gir parçalanıp metrelerce uçarak beton duvara saplanmış ve yıllarca orada kalmış. Bu olaydan sonra makineye koruma takmışlar ve herkes duvarın arkasına saklanmaya başlamış… Ya burası sanki biraz Türkiye kokuyor… Biz de genelde bu tarz çalışıyoruz. Önce hata yap, sonra koruma altına al.

Gülüyoruz…

Çevreme bakınca anlıyorum ki, burada çalışan bütün personel biraz çılgın, herkes biraz mucit görünümlü ve yaşam tarzları farklı olan insanlar olduğunu kolayca anlıyorum…

Sırada, malzemelerin üretiminin yapıldığı bölüme var. Burayı genelde kimseye göstermiyorlarmış ama bizim büyük patrondan yeşil kartımız var. Her malzeme için ayrı bloklar var. Her bloğun ayrı çalışanı ve makinesi var. Gözümün önünde birileri gri gri yapıyor.

Nasıl yani bu adam mı yapıyor?

-Mümin sakinleş, panik yapma…

Gözlerime inanamıyorum…

Blok blok her malzemenin üretimine tek tek bakıyoruz. Benim kafa gitti yine, reset atmak gerekli…

Marie dalga geçiyor, burası Çin işçi fabrikası gibi değil mi?

Eee, evvv, evvveee, evvveeettt… Konuşamıyorum… Dilim tutuldu…

Ya ne olur çıkalım buradan, aklımı kaçıracağım…

-Aaa dur Mümin bak şurada yeni ürün üretim çalışması var, gel ona da bakalım. Normalde kimseyi almıyorlar ama…

Ne nasıl yani?

Petzl’ın icat ettiği bir ürünün tasarım aşamasındaki nasıl yapıldığı (burada yazamayacağım, çok gizli…) ve nasıl geliştirildiği hakkında laboratuarı aratmayan bu bölümde benim beynimdeki kayışlar koptu…  Ortam kimya deneylerini aratmayacak kıvamda ve mucitle dolu… Çılgın profesörler odası…

Gitti benim ufacık beynim, uçtu valla… Ben bittim…

Buradan ayrılıyoruz ama geldiğimiz bölüm paketleme, depolama ve stok bölümü…

Çok büyükmüş ya…

- Burası yetmiyor, arka tarafa yenisini inşa ediyorlar…

Gelecek sefere tır ile gelim o zaman…

 -Sen iple erişim işinde çalışıyordun değil mi?

-Evet.

-Gel bak çok güzel bir yere gideceğiz…

Köyde Petzl tarafından tasarlanan devasa bir binaya giriyoruz. Burası herkese açık, eğitim ve kendini geliştirme alanı olarak kullanılan iple erişim ile ilgili her örneği bulabileceğiniz korkunç bir deneme binası. Burayı tasarlayan adamın rehberliğinde her yere göz atıyor ve geziniyoruz. Binayı içerisi ve dışarı olarak ikiye ayırmışlar. İple erişim adına karşınıza çıkabilecek her ortamın bir örneğini burada bulmak mümkün…  Anlattıkça anlatıyor ama benim kafam almıyor artık…

Köyde çalışan herkes mucit gibi… Beni burada hayatta işe almazlar ya…

Ziyareti tamamlayıp, yol boyunca hayaller kurarak Julien ile buluşmak için Grenoble’a geri dönüyoruz.

-Köy ziyareti nasıldı Mümin?

-Acilen bir şeyler içmem gerekli, bedenimi alkol ile yükleyebileceğim bir yer biliyor musun?

Aşırı yüklenme şokunu atlatabilmem için çok içtim ama toparlanabilmek için birkaç güne ihtiyacım var…

Petzl tanıtım videosu; 

 

12 Haziran 2012

Hava yağmurlu olunca bütün gün kahve üstüne kahve içerek Julien ile Ablok bouldering salonuna tırmanışa gittik. Salon çok hoş ve tırmanış için çok verimli olduğundan güzel bir tırmanış günü geçirdik… Daha detaylı bilgi için; www.ablok.fr

Bütün tırmanış boyunca aşırı kahve yüzünden tir tir titreyerek, yüksek nabızla soluk soluğa tırmanmaya çalıştım… Bu akşam makarna yesek ne güzel olur ya…

-Olur olur… Ama unutma gece doğum günü partisi var!

-Neyyy!!! Yine mi? Daha toparlanamadım ki? Ne partisi ya?

Bedenim bu şekilde söylense de, ruhum parti için her zaman hazır!

Ben hazırım, adres neresi, gömleğimi ütülesem iyi olacak… Haydi, millet toparlanın…

Gece rüya gibiydi…

 

 

13 Haziran 2012

Parka slack line yapmaya giderek toksinleri atmaya çalışıyoruz ama nafile… Üçüncü adımda yerdeyim… Neyse ki beklediğim telefon geliyor ve Daniel Du Lac ile buluşarak Fugeres’e doğru yol alıyoruz. Bütün yol boyunca konuşarak çabucak çiftliğe ulaşıyoruz. Ben yokken efsane boş durmamış ve ciddi iş yapıp ortalığı iyice toparlamış… Yarın ne yapıyoruz?

 

 

14 Haziran 2012

Koğuş kalk borazanı çalıyor, sürünerek yataktan çıkmaya çalışıyorum ama nafile yeniden uykuya dalmışım… Kapıdan giremeyen Daniel tırmanarak pencereden içeriye dalıyor! Sabah şokuyla uyanıyorum! Günaydın!

Bütün gün sürünerek çalıştıktan sonra akşam yatağa yıkılıyorum. Sanırım geçen hafta yoğun tırmanış ve parti beni yıpratmış… O kadar söylendim makarna yiyelim diye ama dinleyen olmadı… Ya bu adamlarla gerçekten yarışılmaz… La bu güç nereden geliyor ya…

 

 

15 Haziran 2012

Sabah, uyandırma servisi Daniel, kapıdan giremeyince yine dünkü gibi tırmanarak pencereden içeriye atlıyor ve beni tekmeleyerek uyandırıyor. Bütün gün boyunca düğün için devasa bir Mongol çadırı kurmaya çalışıyoruz.

Ya biz Mongol muyuz? Burası Fransa değil mi? Ne yapmaya çalışıyoruz?

-Mümin söylenmeyi kes, ipleri sıkıca gerdir…  

Günün sonunda zorla da olsa çadırı kuruyoruz ve Daniel’in babası bana şu hikâyeyi anlatıyor;

Hikâye yetmişli yıllarda yaşanmış… Daniel’in amcası bir Türk ile kendi başlarına delta kanat inşa ederek birlikte uçmuşlar.

Hazerfan mı acaba?

Yok, o başka hikâye…

Bu anlamlı olaydan sonra Daniel’in amcası Türk arkadaşını görmek için arabayla Fransa’dan Türkiye’ye gitmiş ve arabayı arkadaşına hediye etmek istemiş. Daniel’in babası kardeşini çok uyarmış, arabayla gitme başına dert alırsın… Ama nafile… Yetmişli yıllar…

Amca Araba ile İstanbul’da kaza yapınca Citroen servisine gitmiş ve patrona arabayı arkadaşına hediye etmek istediğini açıklayınca servis yetkilisi polisi arayıp ihbarda bulunmuş… O zamanlarda kaçakçılık revaçta olunca herkes adamcağızı kaçakçı sanmış ve bir buçuk yıl boyunca hapishane işkence, dayak ve onca kötü hatıradan sonra zorla ve servet harcayarak Daniel’in babası kardeşini hapishaneden kurtarmış… Avukatlar gardiyana rüşvet vererek kardeşini kaçırmayı teklif etmişler ama baba akıllıca davranarak bunu reddetmiş. Çünkü gardiyan polisle de anlaşıp ikili oynayabilir, durum bu şekilde olursa polis kolaylıkla hapishaneden kaçan birini vurabilir. Olay rahatlıkla sona erer ve konu kapanır… O kadar işkence ve kötü olaya rağmen amca hayatta kalmayı başarmış ve baba büyük çabalar sonunda kardeşini Türkiye’den kurtarmış. Olayın dehşeti bütün aileyi derinden etkilemiş ve yıllarca izi silinmemiş…

Ben yıllar sonra aynı eve bir Türk olarak gelip yaşamlarına girdim… Hikâyeyi birinci ağızdan dinleyince beni derinden etkiledi…

 Peki, ben şimdi buradayım ve sen bunun hakkında ne düşünüyorsun?

 

 

16 Haziran 2012

 

Daniel’in düğünde giyeceği takım elbiseyi denemek için Le Puy en Velay kasabasına gittik. Bütün gün alışveriş ve tarihi gezintiden sonra işlere kaldığımız yerden devam ettik.

-Mümin bu araba çalışacak mı?

En son yağ değimi 1975 yılında yapılmış ve sadece 10 kilometre sürüldükten sonra bir daha hiç çalıştırılmamış…

Çiftlikte fazla akü var mı acaba?

 

 

17 Haziran 2012

Yoğun bir çalışma gününden sonra seçimler için kasabaya oy vermeye gidip işlere kaldığımız yerden devam ediyoruz. Akşamüzeri dört araba farklı istikametlere doğru yol alarak seyahati başlatıyoruz. Herkes farklı yönlere doğru çeviriyor dümeni… Ben ve Clothilde Fransa’nın dip kısımlarındaki köy yollarını kullanarak güneye doğru yol alıyoruz. Diğerleri ise başka yönlere… Bütün yolu huzur içinde binlerce kilometre daha gitme arzusuyla sürdüğüm arabayla sanırım hayatımın sayılı yolculuklarından birini gerçekleştirerek Millau’ya varıyoruz… Geceyi burada geçirerek sabah yola devam edeceğiz…

 

 

18 Haziran 2012

Önümde uzun bir yolculuk günü var… Clothilde ile Millau’dan Montpellier’e kadar beraber gelerek küçük bir mola veriyoruz. Montpellier’den sonraki yolun geri kalan kısmını www.covoiturage.fr adresinden bulduğum oto-stop servisinin arabası ile Aix en Provence’ye doğru yolculuğuma devam ediyorum. (Tren 40-60€ arası olunca, bende seyahat için bu servise 11€ ödeyerek yol alıyorum.) Burada Gerome Pouvreau ile buluşup onun yaşadığı köye doğru yol alıyoruz. La Roque-d’Antheron…

-Mümin seni burada görmek ne güzel, güney Fransa’ya hoş geldin… Yarın tırmanışa gidiyoruz, hazır mısın?

Geremo’mu dünya şampiyonasından ve Petzl takımından tanıyorum. Daha detaylı bilgi için;

http://gerome-pouvreau.blogspot.fr/

Gerome, Florence Pinet ile La Roque-d’Antheron köyünde çok güzel bir evde birlikte yaşıyorlar. Florence’da Petzl takımı sporcusu ve Fransa’da bayanlar klasmanında çok güçlü bir tırmanıcı. Daha detaylı bilgi için;

http://pinetflorence.blogspot.fr/

Her zaman ki güler yüzü ile bizi evde karşılıyor ve yemek hazır… Süper bir akşam yemeği ziyafetinden sonra bol bol konuşup hasret gideriyoruz. Ben yine kadehlerce şarap eşliğinde ortamın ve sohbet eşliğinde kayboluyorum. Burada olmak çok güzel… Şampiyon çiftin evi, yaşam tarzı ve hayatlarını görebilmek büyük bir şans… Sanırım burada bir yıl kalabilirim…

 

 

19 Haziran 2012

Neyse ki sabahın erken saatinde beni uyandıran birileri yok… Uzun uzun uyuyarak kahve ile güne başlıyoruz. Kahve, kahve, kahve…

Sabah kahvaltısını klasik çikolatalı krokan ve kahve tamamlayıp Gerome’nun evinin yakınlarında tırmanışın yasak olduğu bölgeye gidiyoruz. Planımız polise yakalanmamak için arabayı uzağa park etmek. Gerome daha önce yakalandığından arabası polis tarafından mimlenmiş… Umarım bu gün yakalanmayız, yoksa başım belada…

-Mümin yakalanırsak sen Türkçe konuş, bizde kaçalım olur mu?

Neyyy!!! Polis, ben, Türkçe… Allah’ım gitmesek mi? Ama şeytan dürtüyor işte, yeni bir tırmanış bölgesi, şampiyonun antrenman yaptığı kayalar…

Sonunda tırmanış bölgesine ulaşıp, arabayı uzağa çalılar arasına tırmandığımız yerin tam tersi istikametine park ederek yola düşüyoruz. Devasa bir mağaraya gelerek vadinin ve manzaranın güzelliği ile gözlerime bayram sevinci yaşatıyorum…

7a ve 7b+ rotalarında ısınıp gözüme Gerome’nun önerisi olan 8a rotayı kestiriyorum. Kilitteki çözümü soruyorum ama Fransızcam hala çok iyi değil… Sağ sol karışınca bende karışıp boşlukta buluyorum kendimi… Dinlenip ikinci denemeyi yapıyorum ama klip hatası yapınca bütün vadiyi inletiyorum… Uzun bir düşüle rotanın ortasından girişe kadar düşünce sesim karakola kadar gidiyor… Ya polis gelirse…

Dinlenip tekrar deniyorum, polis gelmeden bir deneme daha… Bu kez klipi yapıp düşüyorum… Uzun zamandır spor tırmanış yapmayınca bütün koordinasyonum kaybolmuş ve maymuna döndüm…

Gerome ikinci denemede 8c+ rotayı bitiriyor ve günü taçlandırıyor ama ben yoruldum, tükendim ve harap düştüm… Eve gidelim…

-Hadi Mümin, rotaya güneş geldi ama sen güney Türkiye’densin, burası güney Fransa güneş seni etkilemez. Son bir deneme ve eve gidiyoruz…

Şampiyonun önerisi beni motive etti ve odaklanıp rotayı tekrar deniyorum. Bu kez klip tamam, tırmanış daha iyi her şey yolunda Fransızcam daha iyi ve hata yapmadan ilerliyorum… Yorgun ya da kötü tırmanmıyorum, akıcı ve her zaman ki gibi kendi stilimle yükseliyorum… Aşağıdan allez allez sesleri ile inliyor… Yükseliyorum, sanırım bu kez bitireceğim… Rotanın sonlarına doğru ayağım kayıyor ve güzel bir uçuşla polis karakoluna kadar düşüyorum…

Hırrr…

Herkes çok heyecanlandı ama ne yapalım şansızlık… Güzel tırmanış ama başarı… Çok mutlu olarak spor tırmanışı hatırlayarak Gerome ve yerli tırmanıcı arkadaşları ile çok güzel bir tırmanış günü yaşıyoruz…  Tırmanışı bira ile sonlandırıp evde süper bir akşam yemeği ile gecenin geç saatlerinde uykuya dalıyorum.

 

 

20 Haziran 2012

Şampiyon bu gün ne yapıyoruz?

-Ben salona çalışmaya gidiyorum, istersen gel tırmanırsın. Yarın Ceuse gideceğiz unutma…

Neyyy Ceuse mu? Alllaaahhh…

Ben bütün gün evdeyim yazı yazıp dinleneceğim. Ceuse bekle beni…

21 Haziran 2012

-Ne günübirlik Ceuse mı gidilir?

Buradan ne kadar sürüyor?

-Bir saat on beş dakika falan…

Yuh bende bir şey sandım… Burada ki herkes tırmanış için en fazla yarım saat araba sürdüğünden, bir saat fazla geliyor anlaşılan…

Gerome, burası nonoş tırmanıcılarla dolu, arabayı ben sürerim, bir saat ney ya?

Düşündüm ki yol çok kötü ve inanılmaz yorucu… Yolun yüzde doksanı otoyolmuş… Herkes konfora alışınca motivasyonu yüksek insan bulmak kolay değil… Ama Gerome Biographie’yi denemek için heyecanlı ve tam gaz yoldayız…

Ceuse yılların büyük rüyası… İnanılmaz güzellikte bir kaya bandı… Tepenin üzerinde bulunan kaya bandına ulaşmak için bir saat yürümek gerekli ama yolun sonunda inanılmaz bir manzara sizi bekliyor… Sanırım dünyanın en güzel görsel güzelliğe sahip kaya bloğu ve çok üst kalitede rotalara sahip bir tırmanış bölgesi… Kireçtaşının en güzel renkleriyle boyanmış efsane bir yer…

Bu kadar güzelliği bir arada bulunduran bir yer olduğundan aynı zamanda çok popüler bir yer olan Ceuse’un maalesef şöyle kötü yanları var;

Rotalar biraz kaygan, çok kalabalık, sürekli tırmanış için sıraya girmek gerekli, herkes birbirine acaba seni nerede gördüm edasıyla bakıp, kesiyor… Hangi derginin kapak fotoğrafında sen vardın? Vay demek bilmem ne markası senin sponsorun ha? Yeni nesil güce tapan bir sürü yeni yetme tırmanıcı ve daha fazlası… Hepsini Ceuse’da bulmak kolay…

Ben Mart ayında Lyon’da tırmandığım arkadaşlarım, İspanya’da beraber tırmandığımız Alizee Dufraisse ve babası, Julien Nadiras ve daha birçok ünlü tırmanıcı!

Burası bir merkez olduğundan her daim buluşma noktası… Bol  bol sohbet edip öğle yemeği molasını ekmek ve peynirle tamamlayıp ısınma turuna başlıyoruz. Gerome göre bugün çok kalabalık değil… Bana göre ise Geyikbayırı’nın en kalabalık tırmanış günlerinden biri gibi, en az yüz kişi aynı anda tırmanıyoruz…

Cuese’da tırmanmak bence çok kolay… Rotalar genelde cepten cebe ve rotayı okumak adına her şey açık ve net olduğundan gizli tutamak ya da enteresan çözümlemelere gerek yok… Durum bu kadar berrak olunca benim kafam çok karışıyor tabi ki… Çoğunlukla uzun rotalar olduğundan acele etmeden iyi dinlenerek tırmanışa devam etmek gerekli ama bu benim yapıma ters olduğundan çocuklara bol kahkahalı bir tırmanış günü yaşatıyorum…

-Alışırsın Mümin, merak etme. Ceuse’e hoş geldin…

Isınma turundan sonra hedefimiz olan Biographie’ye geçiyoruz Geremo ve Alizee rotayı deniyorlar… Çok zor görünmüyor… Yapılan en büyük hatayı bende tekrarlıyorum… Bu adamlar tırmanırken her şey kolay görünüyor… Israrlara dayanamayıp bende deniyorum… Ben limitlerimi genelde bilirim ama gaza geldim. Rota doğal olarak çok güzel bir görünüme sahip bir su akıntısı yolu… Üzerinde süper cepler bulunan gökyüzüne kadar uzayan efsanevi bir hat… Denemek için çok heyecanlıyım… Giriş sağlam bir bouldering problemi ve 7C+ belki 8A zorluğa sahip… İlk istasyona kadar 8c+ devamı ise 9a+… Beta manyağı olarak bağıra çağıra, Allah ne verdiyse, düşe kalka, heder olarak deniyorum deniyorum…

Neyse ki Gerome perişanlığımı görüyor;

-Mümin o kısım biraz zor değil mi?

-Yok, bence biraz zor değil, çok zor… Sen beni indir yoksa…

- Ya denese, efsane bu rota çıkarsan meşhur olursun…

-İndir!

 Allah’ım bittim… Ya önce biraz tırmanıp stile alışsaydım daha iyi olacaktı… Ben bu adamların niye sigara içtiğini şimdi anlıyorum… Bir sigara versene ya…

Dinlenip IX derece bir rotaya giriyorum. Girişte bir zorluk var, onu geçtim ama ortalarda uzun bir düşüşle çığlık atıyorum… Allaaahhh… Toparlanıp devam ediyorum ama rotanın sonundaki iki botla düşmemek için her şeyimi ortaya koyarak tırmanıyorum… Buraları tırmandıktan sonra son bolta klipi yapıp yükseliyorum, yükseliyorum, yükseliyorum… Ulan metrelerce tırmandım istasyon nerede? Daha çok var, arada klip yok! Dum dum dum… Kalp atışlarım hızlandı yine… Gerome aşağıdan bağırıyor;

-Sol ayağı iyice yukarı çek, Allah ne verdiyse kalk…

Ayak kalktı ama vücut kalkmıyor, bir aşağı bir yukarı bakıyorum… Bütün Ceuse bana bakıyor… Acaba nonoş mu, Türk mü? Ben ya Allah diye bağırarak vücudu kaldırıyorum, son hamleyi yapıyorum…

PUTAINNNNNNNNNNNNNNNNNNN…

Ayağım kaydı ve metrelerce aşağıya düşerek bütün Ceuse’u inletiyorum… Herkes gelip tebrik ediyor… Valla bravo, bu kadar uzun düşüp kalp krizi geçirmeden hayatta kalan tek tırmanıcısın…

Bir sigara var mı ya?

Gülüyoruz…

Gerome ile eve dönerken yol boyunca bol bol gülüyoruz…

-Mümin Ceuse seni fena tekmeledi ha?

 

 

22 Haziran 2012

-Bugün yarışma var, hadi kalk gidiyoruz…

Ya ne yarışması? Ben bıraktım, artık yarışmalara katılmıyorum…

-Adını yazdırdım, artık çok geç…

-Allah cezanı versin!

Evde yarım saatlik tartışmadan yenik olarak ayrılarak yarışma için yola düşüyoruz… Çok heyecanlı ve stres doluyum, yol boyunca mızmızlanıyorum… Ya benim ne işim var ya? Ekibe yardım edim, ne yarışması ya?

Gerome ve Florence’in sert bakışlarından sonra anlıyorum ki kaçış yok. Yol boyunca yarışma hakkında sorduğum sorular yüzünden benle bol bol dalga geçerek gülüyorlar.

-Mümin, rahat ol… Panik yapma…

Tırmanış duvarına geldiğimizde daha çok stres oluyorum, duvar Fransa’da yapılan ilk bouldering duvarıymış… Daha detaylı bilgi için;

www.salle-grimper.com

Allah, şimdi fena faka bastım… Herkes burada… Kuralları açıklıyorlar…

On iki adet tırmanış rotasını tırmanmak için iki saat süreniz var… İlk beş finale alınacak ve finalde üç rota var. Final rotaları için en fazla üç deneme hakkınız var. Allah’ım çok heyecanlandım, ben bir tuvalete gitsem…

Yarışma başlayınca koştur koştur duvara saldırıyoruz. Gerome yapıştım o nereye ben oraya… Kolay başlayıp zora doğru ilerliyoruz… İlk dört rota tamam, beşinciyi beş denemede bitirip, altıncı için altı deneme yapıyorum ama başarı yok… Hedefi diğer rotalara çeviriyorum… Arap atı misali tırmandıkça açılan ben son rotaları çok hızlı bir şekilde tırmanıp, altıncı rotaya geri dönüyorum… Hakem süre bitimine son bir dakika uyarısı veriyor… Son yarışmacı ve son deneme olarak rotayı deniyorum… Bütün salonun gözleri benim üstümde her zaman düştüğüm yeri geçip salonu inletiyorum…

-Hadi devam devam… Herkes deli gibi bağırıyor…

Ben birkaç hamle daha yaparak yükseliyorum, salon yıkılıyor… Son tutamak… Ya Allah… Uzanıyorum… Avucum içinden kayan hayatın parçası gibi tutamak elimin içinden ufalanıyor…

Ooooooooooovvvvvvvvv… Nooooooooooooo…

Bütün salon üzüntüden yıkılıyor ama ben yüzümde kocaman bir gülümsemeyle herkesi selamlıyorum…

Finale sadece bütün rotaları ilk deneme bitiren beş kişiyi alıyorlar… Ben on iki rotadan on bir rotayı bitirip, on ikinci rotanın sonundan düştüğüm için finalde değilim ve çok şanslıyım… İki saatlik maraton beni çok yordu, finalde yarışabilecek enerji için dört porsiyon kebap yersem ancak kendime gelebilirim… Burası Adana değil…

Vakit kaybetmeden finale geçiliyor ve tırmanış başlıyor… Gerome iki rotayı ilk denemede yapıyor… Üçüncü rota uzun bir atlama olunca kimse başarılı olamıyor… Ama şampiyon birinciliği kimseye kaptırmıyor…

Bütün yarışma herkese açık olduğundan salonda normal bir tırmanış günü gibi… Yarışma için yeni rotalar yapılarak, barbekü ve parti ile insanlar bir araya getiriliyor… Aslında tam olarak adı yarışma değil… Çünkü izolasyon odası ve stres yok, herkes birbirini izleyebiliyor… Bu yüzden çok keyifli ve yediden yetmişe, uzun zamandır tırmanan ya da tırmanışa yeni başlamış herkesin katıldığı bir buluşma tırmanışı…

Ben başlarda ortamın ve yarışın yabancısı olduğumdan biraz stres oldum ama konsepti anlayınca çok güzel bir tırmanış akşamı yaşadık…

 

 

23 Haziran 2012

Sabah görev aşkı ile erkenden kalkıp Marsilya yakınında ki La Ciotat kasabasına buradan da meşhur Calanque sahiline ilerliyoruz. Gerome turistik tanıtımdan sonra beni Calanque Figuerolle sahiline götürerek deep water solo yapacağımız kayalıkları gösteriyor. Sahilden beş dakika yürüyerek ya da kano ile on dakikalık kısa bir seyahatle kayanın altına ulaşabiliyorsunuz. Bugün burada olmamızın sebebi, Gerome Fransa tırmanış kulübüne bağlı bir eğitmen olarak çalıştığından kulüpteki genç tırmanıcılarla deep water solo eğitimi verecek. Bu çalışma karşılığında kulüp tarafından aylık maaşı ve sigortası var. Ayın belirli günlerinde genç tırmanıcılara öderlik, rehberlik, koçluk ve antrenörlük yaparak yeni nesil tırmanıcıların gelişiminde büyük bir katkıda bulunuyor. Gerome arkadaşı Vince eğitmen olarak görevliler ben ise asistan olarak çalışıyorum. Vince buluşma saatine iki saat geç kalınca bütün planı değiştiriyoruz…

 Vince iki saatlik gecikmeden sonra sahile hala sarhoş olarak geldiğinden iki kanoyu da pompa ile şişiriyorum ve sahilde ki bütün kızlara veda ederek ısınmış omuzları pedalla yakarak ekibi yakalıyoruz. Sanırım sahilde kalmak daha iyi bir fikirdi… Taksi kano servisi ile çok para kazanabilirdik…

Kaya inanılmaz güzellikte bir blok ve kumtaşı yapıya sahip harika bir oluşum… Her rotanın altında oturmak için çok güzel bir imkân ve kolaylıkla yükselmeden travers yapabileceğiniz bir yapıya sahip. Bütün rotaların girişleri kolay olduğundan girişte düşerek ıslanma derdi ise neredeyse sıfır… Kayanın tam karşısında tırmananları izleyebileceğiniz çok güzel bir ada var. Allah’ım her şey deep water solo için dört dörtlük elle yapılmış gibi ama inanması zor olsa da her şey doğal…

Traversle ısınıp VII+/VIII- bir rotayı tırmanarak kayaya alışmaya çalışıyorum. Ardından gelen VIII+/IX- rotada düşmemek için ısınmayı yanmaya çevirerek suyla haşir neşir olmadan yukarıya ulaşıyorum.

-Mümin atla!

-Hadi lan… Burası on beş metre, ne atlaması?

En son Olimpos’ta yaptığım uzun deep water solo düşüşünden sonra atlamayı unut adamım… Sanırım yirmi üç metre civarından atladım ama atlamayı kötü bir düşüşle tamamlayınca iki gün zor yürüyüp, iki hafta gece hayatını unutmuştum! Bunu tekrar etmenin anlamı yok! Bugün ki hedefim kolay rotalarda suyla temas etmeden insan gibi tırmanmak ve denizin sahilin tadını çıkarmak… Ama şeytan dürtüyor tabi ki…

-Mümin bak şu rota süper, çok zor değil, mutlaka tırmanmalısın…

-Hım… Rota çok güzel görünüyor… Tamda benim stilim, dinamik ve sportif… Çok da yüksek değil gibi…

Şeytan dürttü yine, başladım tırmanmaya… Arada ki uzun dinamik hamleyi sağlam bir atlayışla tamamlayıp rotanın geri kalan kısmana bakıyorum… Ulan az önce atlamak istemediğim yerden daha yüksekteyim, bir anda alarm çalmaya başlıyor… Nını nını nını… Allah kahretsin ne yapacağım şimdi? Yapacak bir şey yok yola devam, şansımı denedim ve diğer hamleye doğru uzanırken ayyyyyyyyyyyyyy, boooooommmmmmmm!!!

-Mümin ne oldu ya? Az önce atlamadın ama şimdi suyun içindeki balık misali yüzüyorsun…

-Çok konuşma kanoyu getir! Allah kahretsin ya! Gitti ayakkabı… Lan benim ne işim var burada ya?

Günü geri kalanını insan gibi tırmanarak ve çocuklarla ilgilenip, Gerome yardım ederek geçiriyorum…

Toparlanıp dönüşe geçiyoruz. Herkes yürüyerek dönüyor ben ise asistan olduğumdan kanoyu götürmekle sorumluyum. Azgın dalgalarla dört kez mücadele ediyorum ama başarı sağlayamıyorum… Kano içi bütün ekibin malzemeleriyle dolu olduğundan çok ağır ve bir türlü sağa doğru çeviremiyorum, her defasında beni geriye püskürtüyor… Ulan burada tek başıma öleceğim kimsenin haberi yok… Tırmanış yaptığımız yerden birini alarak kanoyu iki kişi azgın dalgalara doğru sürüyoruz, deli gücü ve hayatta kalma arzusu ile köşeyi dönüp Gerome ile buluşuyorum… Hikâyeyi kanoya aldığım Fransız, Gerome’a anlatıyor ve herkes şoka giriyor… Pedal yüzünden sol omuz neredeyse çatlıyordu… Ben bir şeyler içsem sağlığım açısından iyi olacak…

-Haydi, ev partisi var gidiyoruz…

Dün salonda beraber tırmandığımız bütün tırmanıcılar evde doğum günü partisi için toplanmışlar ve bizi bekliyorlar… Ağır alkol ve mangal üzerine gecenin geç saatlerine kadar uzayan sohbetten sonra arabayı sürebilme potansiyeline kimse sahip olmayınca Germo’nun arabasında sabahlıyoruz…  

 

 

24 Haziran 2012

Sabah sürünerek kalktıktan sonra buluşma yerine trafikte bütün yolu uyuyarak ilerliyoruz… Benim kahve içmem gerekli yoksa beni bugün unut… Bugün Pazar ve bu saatte açık bir yer var mı?

-Mc Donalds!

Eldik ama ben açık olabileceğine inanmıyorum…

-Mümin, bu Amerikan rüyası… Mc Donalds her zaman açık!

Gerome’nun bu sözü beni çok güldürüyor…

Dört tane kahve ve üç tane burgerden sonra kendimize gelerek sahile doğru yol alıyoruz. Asistanlığım kaldığı yerden devam ederek dünkü ile aynı şekilde pompa operasyonu ile başlayıp tırmanışla devam ediyor…

Isınmayı tamamlayıp dünkü rotaya bir deneme daha yapıyorum… Dün düştüğüm yerden bu kez düşmeden devam edip rotanın geri kalan kısmında yükseliyorum… Deep water solo tırmanışında tırmanışın gerçek yüzü ile karşılaşıyorsunuz… İpsiz tırmandığınızdan düşünce bütün rotayı yeniden tırmanmak gerekli ve rotanın daha sonra ki kısmında sizi neyin beklediğini bilmediğinizden gerçekten sağlam bir odaklanmaya ihtiyacınız var… Düşünce deniz ve suyla buluştuğunuzdan aslında her şey güvenli ama insanın düşürsem ölürüm korkusu yüzünden ya da kötü düşüş stresi yüzünden kendini her zaman strese sokuyor… Durum bu şekilde olduğundan düşmemek için yüksek performans sergiliyorsunuz… Bende bu rotada yükseldikçe yükseldim ama yükseldikçe tutamaklar küçülüyor ve içleri kumla dolu olduğundan yükseklikle birlikte stres başlıyor, alarm yeniden çalmaya başlıyor… Bir hamle, bir tane daha, bir tane daha derken nereye gideceğim konusunda hiçbir fikrim yok, gözüm karardı ve hiç bir şey görünmüyor… Allah’ım sana geliyorum…

AAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA

BOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOMMMMMMMMMMMMMMMMMMM

!!!

Amerikan rüyası…

Tırmanış için yaklaşık kırk kişi, belki daha kalabalık olarak kahkahalar eşliğinde uzun süre gülüyoruz…

Günün geri kalanını tırmanarak ve bol bol gülerek geçiriyoruz… Akşam eve döndüğümüzde Florence bizi muhteşem bir akşam yemeği ve ev yapımı dondurma ile karşılıyor…

 

 

25 Haziran 2012

Yataktan sürünerek bile kalkamıyorum… Dört günlük tırmanış ve kano faciası beni mahvetmiş… Kahve üstüne kahve içerek şampiyona diz çöküp yalvarıyorum, bugün dinlenelim ne olur?

-Hım, aslında…

-Yarın tırmanırız, ben dağıldım, bu gün evde makarna yesek…

-İyi tamam, akşamüzerine kadar dinlenelim sonra plan yaparız…

 Akşama kadar kahve ve makarna ile heder olmuş bedenimi toparlamaya çalıştım. Akşamüzeri iki saatliğine salona giderek tırmanmadan Gerome’nun öğrencilerine ders vermesini seyrettim. Yeni nesil için çok büyük bir şans… Gerome gerçekten sayılı iyi tırmanıcılardan… Birlikte vakit geçirince şampiyonun hayatını daha yakından görme şansına sahip olunca hakkında ki birçok fikrim değişti. Çok paylaşımcı bir insan olduğundan tırmanış hakkında bildiği her şeyi saklamak yerine yeni nesil tırmanıcılara aktararak tırmanışa destek oluyor. Buda ülkedeki tırmaışın gelişimi için çok büyük bir gelişim… Bizim ülkemizde bunu görebilmek çok zor… Çok yeni bir spor olduğundan hala çok şeyi bilmiyor ve öğrenmeye çalışıyoruz… Burada gerçekten insanlar birbirlerini ellerinden geldiği kadar destekliyorlar… Bizde ise… Neyse… Umarım her şey gelecek nesil tırmanıcılar için daha iyi olur.

 

 

26 Haziran 2012

Florence bugün öğleye kadar çalıştığından öğleden sonra hep beraber tırmanış için Mimet adlı küçük bir tırmanış bölgesine gidiyoruz. Gerome yol boyunca bölgenin küçük ama güzel, kuzey yüzü kireçtaşı kaya yapısına sahip, deniz seviyesinden yedi yüz metre yüksekliğe sahip gölgede bir kaya bloğunu anlatıp duruyor… Hım, kaya gölge mi dedin? Oh neyse ki gölge ve rüzgârlı bir yere gidiyoruz. Bugün hava o kadar sıcak ki insan yerinden kalkmak istemiyorum… Bence bugün havuz dondurma ve kokteyl günüydü ama şampiyonlarla tırmanışa gidiyoruz, havuzu unut…

Durum bu şekilde olunca kayanın altına doğru yürüyoruz, kaya gölge ve rüzgâr püfür püfür esiyor. Hemen tırmanış için motive olup kendime geliyorum… Oh be ne güzel yermiş burası…

Isınmak için VIII+/IX- bir rotaya giriyoruz. Ya daha kolay bir rota yok muydu?

-Alt tarafı kolay ısınırsın…

Allah’ım rota inanılmaz bir çatlak hattı ve boltlama alpin stil, alttaki emniyetçiyle düşersen net tırmanışı hastanede sonlandırırsın… Bu gazla yola devam edip kaya bloğunun sonuna kadar tırmandım. Toparlanıp IX derece rotaya girerek ısınmayı tamamladık ama ben yanlış bir tutamakla ısınmayı uçuşa çevirdim… Dinlenip yeniden denedim ve bitirdim…

-Mümin, bravo ha bir rota bitirdin sonunda…

Gülüyoruz…

Gözüme kestirdiğim bir IX+/X- rotayı deniyorum, kilit kısmı Allah ne verdiyse bağıra çağıra, boş ayak geçtim… Düşündüm ki kilitten sonrası çok kolay, yanılmışım uzun bir uçuşla tırmanışı sonlandırıyorum… Bu düşüşler yüzünden ip mahvoldu ya…

-Takma kafana Mümin evde yeni 120 metre var…

-Allah belanı versin…

O zaman ben rotayı tekrar deneyeceğim… Bu arada Gerome bir X- rotanın ilk çıkışını yapıp, Florence ise IX+/X- rotayı on-sight tırmanarak günü taçlandırıyorlar… Ben rotayı tekrar deniyorum ama güneş yüzünden kimse tırmanış mümkün olduğuna inanmıyor… Ben güneyde güneşin bağrından gelmişim, güneş beni değil ben güneşi çarparım… Bu kadar iddialı olunca bahisler açıldı tabi ki…

Sonuç mu; bütün biraları ödeyip, akşam bulaşıklarını yıkadım… Bir türlü akıllanamıyorum…

Akşam eve gelince önce mağaradaki malzeme stokuna sonrasında şarap eşliğinde Gerome’nun hazırladığı enfes bir akşam yemeği ile günü sonlandırıyoruz…

 

 

27 Haziran 2012

Evde bütün gün yazı yazdıktan sonra Florence ile tırmanış için bouldering salonuna gidiyoruz… Gerome bugün çalışıyor ve bize akşamüzeri katılıyor. Bugün hava çok sıcak olduğundan erimiş peynir kıvamında tırmanıyoruz… Akşam yemeğini Gerome hazırlıyor ve yolculuk öncesi güzel bir ziyafet yaşıyoruz…

Adamım yarın büyük gün… Yeniden yola çıkıp, tırmanış hayatım için çok önemli bir yere doğru yol alacağız. Çok heyecanlıyım… Neresi mi?

 

 

 



English version
Sponsorlar