Petzl Roctrip 2012 Argentina

Çoğu kimse bana inanmadı, hatta benim bile kendime inanmadığım bazı zamanlar oldu… Ama bu çok önemli değildi… Her şeyden önemli olan, uzun süredir hayatıma yön veren içimdeki sesin ne söylediğiydi; ‘ben sana inanıyorum, her şeye rağmen yola devam et, pes etme’… Bu ses beni Petzl’ın Arjantin’de düzenlediği Petzl Roctrip 2012 Arjantin’e sürükledi.

Geçen yıl Çin’de düzenlenen Roctrip’e giderken uçuşla ilgili yaşadığım sorunu bu yıl da yaşamamak için birkaç gün öncesinden İstanbul’a çalışmaya geldim. Uçağa geç kalma korkusu insana neler yaptırıyor... Bana büyük destekte bulunan Macera Akademisi şirketi ile çalışarak, mesaiyi doldurup, 5 Kasım 2012 tarihinde Macera Akademisi ofisinden Arjantin için yola çıktım. Ofisten, işten çıkıp Arjantin’e mi gidilir ya?

Benim için evet, ama Swiss Air havayolları için pek mümkün değildi… Neden mi? Hikâyeyi biraz geriye sararsak;

Petzl Türkiye distiribitörü Toros desteğiyle bize alınan uçak biletleri ile Arjantin’de düzenlenen Petzl Rocktrip’e katılacaktık. Uçuşumuz İstanbul – Zürih / İsviçre – Sao Paulo / Brezilya İsviçre havayolları… Birkaç gün Brezilya havası soluyup yola Argentinas Aerolineas havayolları ile Sao Paulo / Brezilya -  Buenos Aires / Arjantin ve Esquel / Arjantin’e devam edeceğiz. Zürih hariç her şehirde birkaç gün geçirip Güney Amerika ve Latin havası soluyarak ağır ağır yol almak istiyoruz, ama aklımda şu sorular var;

-Sence bu İsviçre uçuşu problem olmaz mı? İsviçre vize ister…

-Ben sordum transit uçuş için gerek yokmuş.

-Türk hava yolları ile tek seferde Brezilya’ya gitsek? Aktarmasız uçuş, sorunsuz…

-100 € fiyat farkı var.

-Farkı ben versem?

-İsviçre havayollarının nesini beğenmiyorsun?

-Şeyyy…

Biletleri bize destek olarak Toros firması aldığı için sesim ancak bu kadar çıkabildi… Benim için gidebilmek önemliydi. Uzun ya da kısa yolculuk pek sorun değildi. 5 Kasım 2012 günü gayet erken bir saatte havalimanına geldim ve Zorbey Aktuyun’u beklemeye başladım. Bekleme uzadıkça bendeki check-in yaptırma istediği şiddetlendi ve panik başladı. Havalimanı normalden çok yoğun ve kalabalıktı. Zorbey kapıdan içeri girip beni aradığında, check-in işlemi için görev yapan hanımefendi uçakta artık sadece ikimizin işlem yapmadığını şikâyet ederek sert bir bakışla dile getirince, pasaport ve biletimi verdim. Görevli ile aramda geçen diyalog;

-Vizeniz?

-Transit yolcuyum, Brezilya’ya devamım var.

-İsviçre için vizeye ihtiyacınız var.

-Vizeniz?

-Transit yolcuyum, Brezilya’ya devamım var. İsviçre’ye gitmiyorum.

-Vizeniz yoksa uçağa binemezsiniz!

-Avrupa birliği ülkeleri için oturma iznim var!

-Buyurun, işleminizi yapalım beyefendi.

Bagajımı verip, check in işlemini gerçekleştirdim.  Peki Zorbey?

Tam bu sırada Zorbey geldi ve aynı sorular;

 -Vizeniz?

-Transit yolcuyum, Brezilya’ya devamım var.

-İsviçre için vizeye ihtiyacınız var.

-Vizeniz?

-Transit yolcuyum, Brezilya’ya devamım var. İsviçre’ye gitmiyorum.

-Vizeniz yoksa uçağa binemezsiniz!

-Vizem yok.

Şunu anladık ki, Zorbey için vizesiz bu uçağa binmek imkânsız. Hayatta ben söylemiştim demekten nefret ettim ama uzun zamandır ‘ben söylemiştim böyle olacağını’ cümlesini çok kuruyorum. Zorbey uçağa alınmayınca, bende bagajımı geri alıp, uçağa binmedim. Geçen yıl Çin’de düzenlenen Roctrip’e katılmak için yaşadığım uçuş probleminden dolayı havalimanında tek başıma kalışım, yeni bir uçuş bulana kadar edindiğim yaşam tecrübesi ve hayata karşı bakış açım yüzünden birilerini burada bırakmak pek benim verebileceğim bir karar değildi. Yola birlikte çıktıysak, birlikte yol alınır. Ben kimseyi yalnız başına arkamda bırakamam. Biletlerimizin değişebileceğine ve Toros firmasının bizi yarı yolda bırakmayacağına inanarak değişiklik yapmaya çalıştık ama sonuç; promosyon olarak alınan ucuz biletlerin değişimi yok, yeni bir bilet almak gerekli ve kim Roctrip’e gitmek istiyorsa kendine bilet alsın…

Günün sonunda anladım ki, verdiğim kararın bedeli; yeni bir bilet almak ‘yaklaşık 2300 TL’ ve ben bu paraya sahip değilim. Kimsenin inanmadığı ve çoğu insana göre saçma olan hayallerim var, kalbimde olan ama havada uçamayan… Petzl Roctrip 2012 Arjantin bir hayaldin ama yalan oldun… Ama beni bilirisin istediğim şeyler için mücadeleden asla vazgeçmem, bazen dövüş uzar ama beden yıkılmak bilmez...

Bütün günü havalimanında soruşturarak ve telefon trafiğiyle, ertesi günü ise melankolik bir şekilde evde çözüm arayıp dururken bir yandan da hiç bitmeyen telefon görüşmeleriyle neden uçağa binemediğimi anlatmaya çalışarak geçirdim… Neden mi o uçağa binemedim? Peki, yanımda sen olsaydın ve ben seni bırakıp gitseydim sen ne hissederdin? Arkanda birilerini bırakıp gitmenin bedeli kimine göre önemsiz olsa da bence çok ağırdır… Bunun ağırlığını yıllardır yüreğimde taşıyorum . Anlayabilmek çok zor...

Sonunda 12 Kasım 2012 günü için vize gerektirmeyen İstanbul – Dubai – Buenos Aires uçuşu için bir uçak biletine rezervasyon yaptım ve Macera Akademisi’nde işe kaldığım yerden devam ettim. Bileti alabilmek için büyük paraya ihtiyacım var. Yoğun tempo iş hayatı ile İstanbul’da günleri çabucak geçirerek uçuşa üç gün kala, Macera Akademisi sahibi Caner Odabaşoğlu’nun desteği ile biletimi alabildim. Patron olmasa ben bir hiçim. Sinir, stres, moral bozukluğu ve kafamda uçuşan birçok sorularla geçen günlerin ardından öğleden sonra mesaiyi yarıda bırakıp bir kez daha yola çıktım… İkinci deneme… Çoğu zaman ilkinden iyidir, bazense daha kötü...

İstanbul’dan Dubai’ye dört buçuk saat süren bir uçuşla ulaştık ve altı saat süren havalimanı bekleyişinden sonra Buenos Aires’e giden uçakta yerimizi aldık. On dokuz saatlik uzun uçuşun ve sevgili dostum Jack Daniel's'in etkisi ile neredeyse yığılmak üzereyken Arjantin saatine göre 23.30’da Buenos Aires’e ulaştık. Havalimanında transfer ve konaklama ile bilgilenme, vesaire derken saat ilerledi ve gecenin geç saatinde dışarı çıkmaktansa sabahı beklemeyi tercih ettik. Eksik uyku ile sabahın erken saatinde Buenos Aires’te Plaza de Mayo nun şehrin en turistik meydanlarından biri olduğunu ve buranın konaklama için birçok imkâna sahip olduğunu öğrenince hedefe doğru yol aldık. Matematiği sağlam Türk genci olarak hemen piyasa araştırması yapıp, bütçemize en uygun ve en güzelini bularak cadde üstünde, merkeze çok yakın bir otele yerleştik ve şehri keşfe çıktık. İlk hedefimiz bizi Buenos Aires’ten Esquel’e götürecek bir ulaşım bulabilmek… At, araba, otobüs, tayyare ne varsa sorduk... Otobüs bileti tek yön için 1000 peso, en ucuz versiyonu ise 800 peso.

Neyyyy!!!

Yolculuğun bu kadar pahalı olduğunu öğrenince benim vidalarım yerinden oynadı. Bende zaten 3000 peso var, yarısından fazlasını yola verirsek bize ne olacak? Dışarı çıkıp sigaraya başlasam iyi olacak... Zaten hep derim, insan otuz yaşına gelince sigaraya başlamalı...

Hey amigo, bir sigara var mı ya?

Sigara bulamadım ama Argentinas Aerolineas merkez ofisini bulup hemen içeriye dalışa geçtim. Vakit kaybetmeden ağlayarak hızlıca konuşmaya başladım.

-Ya bizim geçen haftaya ait uçak biletimiz vardı, biz geldik, yeni uçuş için değişiklik yapar mısınız lütfen?

-Olmaz.

- Nasıl olmaz ya, ben milli sporcuyum. (Sıkışınca hep böyle söylerim.)Biz buraya tırmanmaya Türkiye’den geldik, Türküm ben.

-Olmaz.

- Neyyy!

Köşeye sıkışınca makine gibi konuşarak karşımdaki insanın kafasını karıştırır, istediğim şeyi yapmaya ikna ederim. İkna yeteneğim iyi olduğundan, olayların sonu hep benim mutlu olacağım şekilde sonuçlanır.

Dakikalarca konuşmam sonunda çalışan görevli hanımefendiler bize çok yardımcı olarak değeri 3500 peso olan Buenos Aires – Esquel gidiş dönüş biletini, bizim yalan olmuş geçen haftaki uçuşumuzla bir şekilde değiştirerek, 350 peso karşılığında bize yeni bilet yerine uçakta yer verdiler. Yoktan var olan, nereden alındığı belli olmayan ve geçen hafta tarihli bir bileti yeniden yaratıp, uçakta bize nasıl yer verdiler hiçbir fikrim yok. Ama bazen çok konuştuğum için işler halloluyor… Yüzümüzde gülücükler, elimde kocaman bir kırmızı gül demetiyle ofise yeniden gelerek bize yardımcı olan görevlilere teşekkür edip Buenos Aires sokaklarına kendimizi atıyoruz… Madem bütün sorunları çözdük o zaman cepteki pezoları sokağa saçmanın zamanı geldi. Hayat sokaklarda, Latino Americano...  İlk günün şoku ve Arjantin hoş geldin…

İnsanlar, sokak satıcıları, müzisyenler, daha neler neler… Ve tabii ki sokakta izlerken nefesinizi kesen Tango dansçıları... Hayat sokakta atıyor ve ritim yüksek, enerji ise Latin ateşi... Latin dans şovlarındaki performans insanın aklını başından alıyor... Allah'ım bir insanın bedeni nasıl bu kadar hızlı hareket edebilir? Sahne performansı bendeki jet lag'ı bitirdi... İşini iyi kalitede yapan birilerini izlemek kadar güzel bir şey var mı dünyada acaba?

Bu gece bitmez... Shakira, Shakira...

Sabah erkenden kalkıp hızlıca kahvaltı yaparak La Boca adlı Çingene mahallesine doğru yol alıyoruz. Rengârenk evlerin olduğu, büyük şehrin içindeki aykırı sokaklar. Yüksek binalar ve gökdelenler yerini rengârenk boyanmış teneke barakalara bırakıyor. Her şey bir anda çok hızlı bir şekilde değişiyor ama buranın Latin ateşi daha parlak ve yangının ısısı çok yüksek... Turistik caddelerde alış veriş çılgınlığı dans şovları ve turizmden para kazanabilmek adına akıl almaz örnekler görebileceğiniz süper şovlar... Her yerde ve herkes tarafından uyarılmamıza rağmen, caddedeki ( Türk olunca insan söz dinlemiyor. İlla ki yasadışı bir şeyler yapmak gerekli...)popülariteyi geçip tehlikeyi göze alarak ara ve arka sokaklara dalıyoruz... Sence burada bizi kesseler parçalarımızı bulabilirler mi acaba? Kaç kaç, çabuk ol...

Şehrin daha sosyete kısmı olan Palermo'da ( neredeyse buraya kadar koştuk... ) soluğu alarak akşam yemeğini nezih bir restoranda et ile süsleyerek gece hayatına doğru yol alıyoruz... Hedefimiz Latin figürleri öğrenmek ve vücudu terbiye etmek... Gece kulübüne giriş yapabilirsek coşacağız ama bu kalabalık dışarıda neyi bekliyor ya? Kapıdaki güvenlik görevlisi;

-İçeride VIP parti var, listede adınız var mı?

-Evet, rezervasyon yaptırdım.

-Adınız yok, bekleme yapmayın!

-Lannn, nasıl yok ya, ben her akşam geliyorum bu kulübe! Sen işe yeni mi alındın?

Tahmin edersin ki, ben yine makine gibi konuşmaya başladım ve sonuç olarak içeriye giriş parası vermeden geçip, üzerine alkolü de ücretsiz içerek gecenin ilerleyen saatlerine kadar kop kop, hop hop hop... Işıkların açılması ile gitmek istediğimiz gece kulübünün bu olmadığını, bizim yanlış yerde olduğumuzu anladık. Hemen dışarı çıkıp, bir yan kapıdan içeri girerek hedefi tutturduk... Disko disko partizani... Buradan dışarı çıkan kitleye takılarak ara sokaklara ve diğer gece kulüplerine doğru yol aldık... Özetlersek ( yoksa tırmanışı anlatmaya yer kalmayacak ) sabahın ilk ışıklarında otele döndük... Yakalım gemileri, la la la...

Sabaha kadar hırpalanmış bir vücudu ancak kebap toparlar... Buralarda kesin vardır ya, kokuyu alabiliyorum çok uzakta değiliz... Gel, dumana gel... Bak adam ne güzel kurmuş tezgâhı minibüsün içine... Usta, sen bana oradan büyük bir parça biftek ver, üstüne de hamburger gönder, ardından ben bir biftek daha alırım... Ete bak ya, lokum valla lokum... Şeker gibi, nasıl güzel, insanın yedikçe yiyesi geliyor... Vücuttaki bütün protein eksikliklerini toparlayıp, enerjiyi dışarı atmak için eyleme katılmayı planlıyoruz. Ne de olsa Ernosto Che Guevara'nın yaşadığı topraklardayız, burada her gün bir şeyler için protesto var... Revolución... Hızlıca sokaktaki olaylara karışıp, sloganlar atıyoruz. Revolución... Kaç kaç polis geliyor, lan o ne bomba mı attılar ya? Allah! Ara sokaklara kaç, yakalarlarsa perişan oluruz... Speedy Gonzalez...

Dolu dolu üç günü ve geceyi neredeyse hiç ara vermeden yüksek tempo yaşayarak, Buenos Aires’te yapılması gerekenler listesinde ne varsa tamamlayarak geçirdik. ( Bakınız; tip listesi )17 Kasım 2012 günü Zorbey Aktuyun, Gerome Pouvreau, Florence Pinet, Martina Cufar, Aymeric Clouet ile birlikte Esquel’e giden uçakta yerimizi aldık. Uçuşla ilgili bir problem yaşamadan buralara kadar geldiğimize inanamıyorum. Bize yardımcı olan teyzeler gerçekten bu işi nasıl başardı ya? Havalimanında organizasyonun bizim için ayarladığı 4 adet özel araç ile önce Esquel şehir merkezine alışverişe ardından da Piedra Parada’ya doğru yol aldık.

Patagonya dağları Arjantin ve Şili sınırı boyunca kilometrelerce uzunlukta ilerliyor. Arjantin topraklarında Patagonya dağları manzaralı Ruta 40 adlı yol çok meşhur ve 5000 kilometreden daha fazla. Bizde yolun bir kısmını Ruta 40’den geçerek geri kalan bölümünü ise toprak yola bağlanarak Gualjiaina köyüne ulaştık. Bu köyde küçük bir matte ( Arjantin’de özel bir bardakta içilen yerel bir bitki çayı ) molası verip, ardından da 45 kilometre hiçbir şeyin olmadığı dağın içine doğru muhteşem bir yoldan bağlanarak Esquel’den 120 kilometre sonra ve üç saat süren bir yolculukla Piedra Parada’ya ulaştık.

Telefonun ve internetin çalışmadığı, elektriğin ve suyun olmadığı Arjantin’in ücra köşelerinde bir yerde, tek kelime ile büyüleyici enerjiye sahip Patagonya dağlarının bir bölümündeydik… Burada Patagonya dağlarının eteğinde olduğumuza inanamıyorum... Patagonya bir rüyaydın, gerçek oldun . Ama ben hala rüyada gibiyim uyanamıyorum...

Çevrenin güzelliği ve kamp yerindeki düzenlemeler sayesinde ( aslında olmayan bir yeri kamp haline getirmişler) ağzım bir karış açık çevreme bakınıyorum. Ne kadar güzel bir yer ve çok çalışıp tonla iş yapmışlar… Kamp alandaki düzenlemeler, tırmanış yapılan kulenin ve kanyonun güzelliği insanın aklını başından alıyor. Zaten kıt kadar aklım vardı, o da buranın güzelliği ile uçup gitti...

Kayıt işlerimizi halledip, nehrin kenarına çadırımızı kuruyoruz. ( Su nasıl soğuk biliyor musun, duş almayı unut... ) 22.00'da hava kararmak üzereyken akşam yemeği neredeyse hazır, menüde asado var! Yani, yemekte et var! Eksilen protein stoklarını doldurmak gerekli...

-Ya Arjantin şarabı meşhur değil miydi?

-Ne, Pataogonya'ya ait şarap mı var?

-Bir bardak alabilir miyim lütfen?

Sen inanıyor musun ki sadece bir bardakla kaldık... Çevremiz huzur dolu ve takımın yarısı burada olduğundan sohbet uzadıkça uzuyor... Şikâyetçi değilim, sohbet de şarapta güzel... Uzun zaman ayrılıktan sonra hasret giderme, ateş başı muhabbetler ve yarınki tırmanış planı ile milyonlarca yıldızın altında hayallerle uykuya dalmaya çalışıyoruz...

Sabah büyük bir heyecanla erkenden kalkıp kanyona tırmanışa gidiyoruz.

Volkanik bir kaya yapısına sahip vadide uzunluğu yer yer 200 metreyi geçen kayalar, tırmanış potansiyeli çok fazla olabilecek imkâna sahip... İlk gün yumuşak başlayarak kolay yüzeylerde ve vadi girişinden ortalara kadar olan sektörlerde tırmanmayı planlıyoruz. Kolay başlarsak jet lag etkisi kaybolur hayali ile çok kolay rotaların olduğu sektöre geliyoruz. Ortam kalabalık, kaya volkanik olduğundan ne kadar temizlenmiş olsa da yukarıdan mermi gibi taşlar yağıyor. Onlarca insanın olduğu koca sektörde kaskı olmayan iki kişi biziz ve Türk olduğumuz anında belli oluyor. Ampul gibi parladığımızdan mermiler sürekli olarak bize nişan alınıyor... Ya nereden geldik buraya, gidelim evimize, birazdan kafalar kırılacak ve ortalık savaş alanına dönüşecek... Biz savaşçı torunlarıyız, dedelerimiz çok savaşmış ama şimdi barış yapma zamanı, ben bir kask alabilir miyim lütfen? Kaskı taktık ama alışkın olmayınca lüle lüle olan at yelesi saçlarımın üzerinde kask durmuyor ki... Korkudan mı, jet lag'den mi, titreyen vücuda ne dayanır ki? Tırmanışı erkenden bitirip, sohbet ve kamp işlerine geri dönsek sağlığımız açısından iyi olacak. Herkes benimle aynı fikirde ve hızlıca kaçıyoruz... Burada olmanın keyfi, Güney Amerika havasının tembelliği hemen üzerimize çöküyor.  Ya zaten tatildeyiz, neyin telaşı var üstünüzde? Rahat...

İkinci tırmanış günü Petzl Takımı sporcuları ile birlikte La Calavera adlı sektöre tırmanışa gidiyoruz. Beş kilometre boyunca vadinin içinden yürüyerek değişik kaya yapısına sahip, farklı zorlukta rotaların olduğu fantastik ve büyüleyici bir ortamda yürüyerek vadinin sonunda bulunan, kanyonun iyice daraldığı sektöre ulaşıyoruz. Isınma rotaları için kolay rotalara yöneliyoruz ve seçimiz kesinlikle çok güzel. Devasa deliklerin ve inanılmaz girinti ve çıkıntıların oluşturduğu çok güzel hatlarda tırmanıyoruz. Isınma rotalarından sonra kanyonun iyice daraldığı, asıl şovun başladığı rotalarda fotoğraf ve video çekimleri için flashlar çakıyor ve rotalar tek tek flashlanıyor... Denediğim rotada video çekimi olduğundan dikkatleri üzerimize çekiyoruz. Ha onlar mı, Türkler aman dikkat... Yapılan uzun düşüşler ve şamatadan tırmanış biraz eksik kalsa da özenle hazırlanmış rotalarda bol bol tırmanarak gücümüzün son damlasına kadar tırmanıyoruz.

Akşam yemekte yeniden et var ve bu tam istediğim şey... Et yanında ne yok ki; şarap, milyonlarca yıldız, sohbet - muhabbet, yeni kurulan dostluklar, müzik, tırmanış hayalleri, dünyanın en iyi tırmanıcıları ve neler neler... Uykuya dalmak çok zor...

Üçüncü tırmanış günümüzü kaldığımız yerden devam ederek aynı ritimde sürdürüyoruz. Etle toparlanan bünyeleri durdurmak çok zor... Sağda, solda, kayada, emniyette dünyanın en iyi tırmanıcıları var, burada bu motivasyonla iyi tırmanmamak imkânsız... Herkes süper on - sight'lar ve bitiremedikleri projelerini tamamlıyor. X- ve XI- dereceler havada uçuşuyor... Herkesin keyfi yerinde ve ertesi günü dinlenme günü yapmak için birçok nedenimiz var. Dinlenme günümüzü bazılarımız aktif yürüyüşle, bazılarımız pasif olarak güneşlenerek ve yorgunluktan kırılan vücutlarımızı nehirde duş ve kıyafet yıkama işleriyle geçiriyoruz. Güzel bir dinlenme günü geçirerek burada olmanın tadını güne yansıtıyoruz. Bütün gün boyunca içilen kahveler sohbetin tadını arttırıyor ve gün geceye bağlanırken içimizdeki enerjiyi yarına saklamaya çalışarak uykuya dalıyoruz. Nede olsa yarın şenlik başlıyor...

Bütün hazırlıklar tamamlanıyor ve toplamda 1300 tırmanıcının kayıt yaptırdığı, görevli ve yerel halkla birlikte yaklaşık 2000 kişinin katıldığı devasa bir şenlik için start veriliyor. Şenlikte neler yok ki, her şey en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş. Yemek stantları ve çadırları, tuvaletler ve duşlar, kayıt merkezi, mini market, hediyelik eşya dükkânları, mini restoranlar, insanların oturabileceği masa ve sandalye düzeni, konser sahnesi, bölgeye ulaşım için otobüs transferi, kamp alanı düzeni ve neler neler… Bir şenliği mükemmel hale getirebilecek aklınıza gelen en ince ayrıntılar düşünülüp önceden organize edilerek süper bir organizasyon yapılmış…

Şenlik başlaması ile bizim de, görev ve sorumluluklarımız arttı. Ekiplere ayrılarak tırmanışa gittiğimiz sektörlerde fotoğraf video çekimi için bazı rotaları tırmanıyoruz. İlk gün Sam Bie ile fotoğraf çekimi için La Calevera sektörde La cumbia de la buitrera adlı IX+/X- rotaya giriyorum. Rotanın ortalarında çözüm hatam yüzünden kayıp düşüyorum ama Sam için üst kısımlar önemli ve rotanın bu kısmını defalarca tekrarlıyoruz.

-Hım, tamam bu kısmı yeniden yapar mısın lütfen? Ama bu kez sağa yukarıya bak.

Yapmasına yapalım ama beden soğuk rüzgârlardan çürüdü, deriyi ise hiç sorma, kocaman bir parçayı keskin kayalara kaptırdık. Ama gel gör ki çekimlerdeyiz, ağlamak yok hamle yapmak var…

-Pekâlâ, şimdi nasıl oldu?

-Hım, burayı bir kez daha yapalım, lütfen.

Bunun anlamı beş metrelik bir uçuş ve rotanın uzun bir bölümünü yeniden tırmanmak… İyi antrenman günü reçetesi…

Türk olarak yeni yüzler olduğumuzdan şikâyet etmeden görevimiz neyse elimizden geldiği kadar yapmaya çalışıyoruz. Allah’tan akşama et yemeği var ve öncelikle mideye büyük bir parça gönderip, daha büyük bir parçayı çekimlerde defalarca aynı pasajı yapmış paramparça olan derime bastırıp, soğuyan eti de yorgunluktan yıpranmış pazılara bastırarak hırpalanmış vücudumu toparlamaya çalışıyorum. Akşama Roctrip’in onuncu yıl kutlaması olarak daha önceki bütün şenliklerin fotoğraf ve video sunumu yapılıyor ve tüm ekip olarak sahneye çıkıp bütün tırmanıcıları selamlıyoruz… Sahneye çıkmışken dans etmek olmazsa olmazlar arasında ve gece tahmin edildiği gibi kısa sürmüyor…

Sabah kahvaltıda içilen kahvelerle ayılıp, Enzo Oddo ile kameramanı alıp Ojos de Buda adlı sektöre gidiyoruz. Sektöre ismini veren rotayı deniyoruz Ojos de Buda adlı rota IX+/X- zorluğunda ve Enzo rotayı on-sight tırmanarak kameraman için statik ipi sabitliyor. Sıra bende ama rota gökyüzüne kadar yükselen süper bir masif yüzeyde efsane hamlelere sahip teknik bir rota hattı. Rotayı birebir olarak yapay tırmanış duvarına taşıyıp kopyalasak beş yıldızlı bir rota olur ve muhtemelen tırmanış salonunda asla sökülemeyecek bir rota olur. Genelde yüzey rotaları ile aram iyidir ama yukarıda kameraman, aşağıda Enzo’nun emniyeti, rotayı ilk kez denemenin heyecanı ve rotanın büyüleyici güzelliği karşısında kalbimin yerinden çıkacakmışçasına çarpışı olunca tırmanış her zaman ki gibi olmuyor… Rotayı deniyorum ve heyecandan ayağım kaymasıyla girişte düşüyorum. Hep birlikte kahkahalarla gülüyoruz. Rotanın geri kalanını video için süper şovlar yaparak tamamlıyorum ve yaptığım efsane şov yüzünden Enzo çekimler için yeniden tırmanmak zorunda kalıyor. Bende video çekimi için iki kez daha tırmanarak yapılacak film için değişik açılardan en iyi görüşü ve anı yakalamaya çalışıyoruz… Akşamın olması ile sahnede video gösterimleri ve Latin müzikleri rüzgârı esiyor. İzlenilen tırmanış videoları ve fotoğraf gösterimleri hepimizi büyülüyor. Ardından gelen Flamenko gitar dinletisi, açık mikrofon grup kaydı için sahneye çıkan tırmanıcı müzisyenlerin performansları ile gecenin ilerleyen saatlerine kadar ön sırada yerimizi alıyoruz…

Öğleye doğru Piedra Parada sektöre yüzlerce insanın gözleri önünde tırmanış şovu için bütün takım bir araya geliyoruz. Bugünün amacı dışarıdan gelen fotoğrafçılarla çalışmak ve bizimle tırmanmak isteyen herkesle güzel bir tırmanış günü geçirmek… Isınmak için Piedras Fritas adlı IX+ zorluğunda bir rotaya giriyorum ama yarı yolda kaskım düşmek üzereyken eksprese doğru çok güzel bir hamle ile tırmanışa ara veriyorum. Bu kadar insanın önünde kaskı düşürmek hayatta en son isteyeceğim şeyler arasında… Kaskla tırmanmaya hala pek alıştım denilemez… Rotayı güzelce çözümlediğim için bütün ekip rotayı bana tarif ettiriyor ve herkes ısınmak için rotayı ilk görüşte tırmanıyor. Emniyette sabit kaldım gelene gidene bilet kesiyorum ve dayanamayıp araya kaynak yaparak bir deneme de ben yapıyorum. Bütün takım rotanın üstünden geçtikten sonra hedef değiştiriyoruz.

-Evet Mümin, diğer rota hangisi?

Hani siz dünyanın en iyi tırmanıcıları önden tırmansanız da, bizim de ufkumuz açılsa… Neden ben ilk olarak tırmanıyorum ya?

Sıkı al…    

Bu akşam Said Belhaj ve Laurent Lafouche müzik çalıyor ve tüm tırmanıcıların günlerdir beklediği performansı sergileyerek sabahın ilk ışıklarına kadar bizi dans ettiriyorlar… Sabah gündoğumunu izleyerek güne Patagonya’da başlamak zihnimizde unutulmayacak bir yere kazınıyor. Her şeyin sonu olduğu gibi şenlikte sona eriyor ve dört gün ve gece süren, hafızalarımıza uzun süre güzel anılar bölümünde kalacak hatıralarla burada olmanın keyfini yaşıyoruz.

Günlerce yoğun tempo vakit geçirdikten sonra şenlik bitiyor ama yapılacak işler daha yeni başlıyor. Kazılan tuvalet çukurlarını kapatmak, şenlik alanını toparlamak, temizlik yapmak, Piedra Parada’ya karşı dörtnala at sürmek ve tırmanışa giderek daha önce denediğimiz rotaları bitirebilmek… Hayat burada çok kolay değildi… Her şeyi yapmaya ve yakalamaya çalışarak dolu dolu geçen güzel günleri bitirmek ve artık dönüş için yola çıkmak gerekliydi… Dolu dolu geçen on günün ardından Piedra Parada’dan otobüs servisi ile Esquel’e dönüyoruz. Petzl Roctrip 2012 bitti ama biz Arjantin’de tırmanışa kaldığımız yerden devam ediyoruz…

 

Roctrip videosu;

Petzl RocTrip Argentina 2012 [EN] The official movie from Petzl-sport on Vimeo.

Petzl RocTrip Argentina 2012 - Epic moments from Petzl-sport on Vimeo.

 

Petzl Roc Trip 2012. Piedra Parada, Argentina from Noel Martinez de Aguirre on Vimeo.

Arjantin tip listesi;

Ülke biraz pahalı ama aşırı pahalı değil. Örneğin1,5 litre şişe su markette 10 peso. Restoranda akşam yemeği 30 ila 100 peso arasında değişiyor.

37 TL 100 peso değerinde.

Buenos Aires’te iki adet havalimanı var. Hangisine geldiğinize dikkat edin.

Uçuş konusunda mağdur olmamak için bilet değişimi kolay olan bir firma ile yolculuk yapın. Türk hava yolları Buenos Aires’e direk sefer yapmaya başladı. Biz Emirates hava yollarından çok memnun kaldık. Uçuştaki hizmet anlayışı ve bilet değişimi konusunda en başarılı firmalar arasında.

Ülkede para birimi Arjantin Pezosu, yanınızda Amerikan doları varsa çevirmek daha kolay. Havalimanında değişim için kur düşük. Büyük şehirde 1 $ için 4,8 pezo olan kur başka yerde 6 hatta sokakta değişim yapan satıcılarda 7-8 olabiliyor. Sokaktaki değişim yapan insanlara dikkat edin sahte para almanız mümkün. 100 $ için değişim kuru yüksek olurken küçük para birimi için saha alçak olabiliyor.

Yerba Matte Arjantin’de meşhur bir çay. Eve mutlaka yanınızda getirilecekler listesinde olsun.

Türkiye’ye göre ekvator çizgisinin altında kalan Arjantin’de bizde kışın başlangıcı iken orada yazın başlangıcı anlamına geliyor. Hava 05.30’da aydınlanıp 21.30’da kararıyor.

Akşam yemekleri genelde 23.00’dan sonra yeniliyor. Yemekler et ağırlıklı, biftek ve asado tadına bakmadan gelmeyin.

Gece hayatı genelde 02.30’dan sonra başlıyor ve Latin gece kulüplerine

Ülkede her şey bahşiş ile çalışıyor. Restoranlarda mutlaka bahşiş vermelisiniz. Otobüs yolculularında bagajınızı verirken ve alırken çalışana bahşiş vermelisiniz.

Büyük şehirlerde benzinin litresi küçük şehirlere göre daha pahalı. Örneğin Buenos Aires’te 7 peso iken Esquel gibi küçük şehirlerde 5 peso.

Otobüsle bir yerlere ulaşım çok konforlu ama yolculuk inanılmaz pahalı. Örneğin 1500 kilometrelik yol tek yön için 1000 peso.

Ruta 40 Pataogonya’ya giden çok meşhur bir yol.



English version
Sponsorlar